FEDERATION Of EUROPEAN CIRCASSIANS
 İngilizce..   
Bize ulaşın... EUROXASE'yi favorilerime ekle...
   
FEDERATION Of EUROPEAN CIRCASSIANS
ANA SAYFA
Güncel Haberler
Etkinlikler
  BENKAV Festival
Basın açıklamaları
Yazarlarımız
F.E.C. hakkında
F.E.C. faaliyet
  Bayrak Kampanyası
  Abhazya Kampanyası
Yönetim Kurulu
Almelo (NL)
Antwerpen (BE)
Basel (CH)
Berlin (DE)
Lyon (FR)
Zwingenberg (DE)
Çerkes'ler kimdir ?
Avrupa Birliği
Kafkasya hakkında
Abhazya
Adığey
Çeçenya
Dağıstan
Kabardey-Balkar
Karaçay-Çerkes
Osetya

KARAÇAY-ÇERKES

Karaçay - Çerkesk Cumhuriyeti

Kuzeybatı Kafkasya'nın orta kesiminde yer alan bu Cumhuriyetin yüzölçümü 14.100 km², nüfusu 415.000'dir. Başkenti Çerkesk kentidir. Ülkenin doğusunda Khaberdey-Balkar Cumhuriyeti, kuzeyinde Stavropol ve Krasnodar illeri, batısında yine Krasnodar toprakları ve güneyinde Abhazya Cumhuriyeti ile GürcistanGürcüstan yer alır.

Nüfusunun 52.000'i Adığe kökenli (Khaberdey, Besleney), 34.000'i Abaza (Abazin), 156.000'i Karaçay, 12.000'i Nogay ve geri kalanı ise Rus, Ukraynalı, Oset, Ermeni ve diğer halklardan oluşur. Başlıca yerleşim merkezleri; Başkent Çerkesk, Karaçayevsk, Teberda, Arxhız, Kurcinuvo, Elbruzski, Üst-Ceguta, Yerkin-Şahar, Udarnıy'dır. Daha küçük yerleşim yerleri pek çoktur.
Gum Lowkıt, Koydan, Kubina, Psıj, Kara Pago, Alburğan (Biyberd), Yincig Çık'uın, T'ap'ant'a, Abaza Hable, Malo Abazinski, Staro Kubinsk, Novo Kubinsk, Apsuwa köyleri Abazin'dir.

Jako (Alesçırey), Aliberdukovsk (Hağundokhuey), Habaz (Khasey Hable), Zeyıko (Hatoxhşıkhuey), Koşhable, Yincigişxue, Besleney, Vak'ojıle (Doxhşıkhuey), Adığe Hable, Yersakhon (Abaza Hable), Baralki, Humara (Abıkkuhable) köyleri Adığe'dir.
Ordjonikidzevski, Kosta Hetagurova köyleri Oset'tir.Yerkin Halk, Yerkin Yurt, Adil Halk, Kızıl Togay, Yerkin-Şahar Nogay'dır.
Hurzuk, Kart Curt, Uçkulan, Teberda, Elbrusski, Duvut, Cazlık, Mara, Novi Karaçay, Kumuş, Sarı Tüz, Pravukubansky, Krasnogorskaya, Cöbetey, Eltarkaç, Kızıl Kala, Pervomayskoe, Üçköken, Krasnıy-Kurgan, Hasavut, Maruha, Zelençuk, Darzus, Arhız, Karaçaylıdır.

Ülke, kuzeyden güneye yükselirken Abhazya ve Gürcistan Gürcüstan sınırında en yüksek kesime ulaşılır. Bu yüksek kesim, Abhazya ve GürcistanGürcüstan sınırında bir duvar halini alır. Karaçay-Çerkes, Khaberdey-Balkar Cumhuriyetleri topraklarının birleştiği bir yerde bulunan Elbrus (Oşhamaxue), Dıh Tav, Dombay bu dik silsile üzerindeki önemli doruklardır. 2200 metreye kadar çam, ladin ve köknar ormanları ile kaplı olan dağların daha yukarılarında alp tipi otlak ve yaylalar bulunmaktadır. 3100 metreden yukarıları ise buzullarla kaplıdır. Buzullarla beslenen Kuban (Psıjj) Nehri'nin, Uçkulan, Hurzuk, Duvut, Teberda, Arhız ve Laba kolları Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti topraklarından doğmaktadır. Yine bu cumhuriyet topraklarından doğan Kuma (Gum) Irmağı da Hazar Denizi'ne dökülür.

Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde hayvan (koyun-sığır) üretimi ve tarım ekonominin ana öğelerini oluşturmaktadır. Kuzeyden güneye doğru gidildikçe tarım alanları azalır. Yerini otlaklar ve hayvancılık alır. Hayvancılığın gelişmesine paralel olarak özellikle Karaçay bölgelerinde yün, elişi örgü yapma adeta bir sektör halini almıştır.
Daha kuzeyde, ovalarda tahıl, mısır, meyve, sebze yetiştirilmektedir. Karaçay-Çerkes'te ağır endüstri kuruluşları yok denecek kadar azdır. Küçük gıda endüstrisi işletmeleri, deri ayakkabı, çanta, valiz üreten bir fabrika ve kiremit tuğla fabrikaları bulunmaktadır.

Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ni oluşturan halkın temel öğesi Adığe, Abaza, Karaçay ve Rus halklarıdır. Karaçay-Çerkes'te yaşayan Adığe toplumu, önceki bölümlerde genel olarak Adığe Halkı ile ilgili bölüm içerisinde işlendiğinden bu bölümde Abaza (Abazin) ve Karaçay Halkları ele alınacaktır.

 

KARAÇAY- MALKAR HALKININ KÖKENİ

Kafkasya halkları arasında Türk unsurunun en önemli bölümünü meydana getiren Karaçay-Malkar Halkı, yüzyıllardan beri Kuban Irmağı'nın kaynak bölgesinde, Kafkasların zirvesi Elbrus Dağı'nın doğu ve batısında yer alan yüksek dağlık arazideki derin vadilerde yaşamaktadırlar. Tarihi, antropolojik, arkeolojik ve sosyo-linguistik araştır-malar, Karaçay-Malkarlılar'ın bu bölgede uzun yıllar hakimiyet kuran çeşitli eski Türk kavimlerinin torunları olduklarını göstermektedir. Yüzyıllar boyu birlikte yaşamanın doğal sonucu olarak Karaçay-Malkar Halkıyla komşu yerli Kafkas halkları arasında etkileşmeler, etnik karışma ve kaynaşmalar da olmuştur.

Kendilerine Tavlu (Dağlı) adını veren Karaçay-Malkarlılar dillerini, Tav til (Dağ Dili) ya da Tavça (Dağ ca) adıyla tanımlarlar.
Karaçay ve Malkar adlarının kökenleri ile ilgili değişik görüşler vardır. Kendi aralarında yaşayan rivayetlere göre Karaçaylıları şimdiki yurtlarına, Karça adındaki beyleri getirmiştir. Karça adı zamanla değişerek, Karaçay biçimine dönüşmüştür.
Önceleri Elbrus Dağı'nın doğusunda, Baxhsan (Bahsan) vadisinin yukarı kısımlarında yaşayan dağlıların bir bölümü, Elbrus'un batısında yer alan Kuban (Koban) Irmağı'nın kaynak havzasındaki yüksek vadilere göçmüşler ve Hurzuk, Uçkulan, Kart Curt adlı köyleri kurarak bu bölgeye, Ullu Karaçay adını vermişlerdir. Zamanla Teberdi, Cögetey, İnçik (Zelençuk), Mara gibi ırmak boylarındaki vadilere yerleşen dağlılar, Karaçaylı adını bir kabile adı olarak benimsemişlerdir.

Elbrus Dağı'nın doğusunda kalan dağlılar ise Bakhsan, Çegem, Çerek vadilerine yerleşmişlerdir. Çerek Irmağı'nın bulunduğu vadiye dağlılar, Malkar vadisi adını vermişler ve buraya yerleşenler, Malkarlı adıyla anılmışlardır. Baxhsan, Çegem ve diğer vadilerde yaşayanlar da oturdukları vadilerin adlarını alarak Bahsanlı, Çegemli, Holamlı gibi adlarla tanınmışlardır.

Khaberdey Çerkeslerinin Karaçay-Malkar halkına, Adığe dilinde "dağlı" anlamına gelen "Khuşha" adını verdikleri bilinmektedir. 19. yüzyıl başlarında Kafkasya'yı gezen Avrupalı gezgin J.Klaproth, Khaberdey Çerkeslerinin Karaçaylılara "Karçaga - Khuşha", Malkarlılara "Balkar-Khuşha", Çegemlilere "Şecem-Khuşha" adlarını verdiklerini yazmaktadır. (Klaproth, 1823)
1917 Sovyet İhtilaline kadar Malkar ya da Balkar adı yalnızca Çerek vadisinde yaşayan dağlıları içine almaktaydı. Diğer vadilerde yaşayanlar Bahsanlı, Çegemli, Holamlı gibi adlarla tanınıyorlardı. Bugün bunların hepsine yabancı halklar tarafından Balkar adı verilmiştir ki, kendi aralarında bu ad Malkar biçiminde söylenir.

Malkar ya da Balkar adının kökeni konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Prof. M. Miller gibi bilimadamları, Balkar ve Bulgar kelimeleri arasındaki yakın benzerlikten dolayı, Balkarlıların Hunlar'ın bir boyu olan eski Bulgar Türklerinin soyundan geldiklerini ileri sürmektedirler. (Miller, 1985; 42) Karaçay - Malkar Türklerinin gerçekten de Hunlardan ayrılan Kuban Bulgarları'nın günümüzdeki torunları olmaları bu görüşü desteklemektedir. Ancak şahsi fikrimize göre Bulgar kelimesinin, Balkar şekline dönüşmesi dilbilim verileri açısından oldukça şüpheli görülmektedir. Dilde sürekli olarak kurallı biçimde işleyen ses değişimleri bulunur. Linguistik araştırmalar Türk dillerinde "k", sesinin "g", sesine dönüştüğünü göstermektedir. Bunun tersi bir durum, dilbilim verilerinde mevcut değildir. Dolayısıyla Bulgar kelimesinin, Balkar biçimine dönüşmesi, linguistik açıdan mümkün görülmemektedir.

Karaçay-Malkar Halkının 15. yüzyıla kadar Kafkasya' da hangi etnik adla tarih sahnesinde boy gösterdiği bilinmemektedir. 1404 yılında Kafkasya'da bulunan Başpiskopos Johannes de Galonifontibus Karaçay halkını "Kara Çerkesler" adıyla tanımlamıştır. (Tardy, 1978; 105) Daha sonraki yüzyıllarda Kafkasya'yı ziyaret eden Avrupalı misyoner ve araştırmacılar da aynı tanımı kullanmışlardır.

1635-1653 yılları arasında Kafkasya'da bulunan İtalyan misyoner A.Lamberti'nin notlarında Karaçaylı (Caracioli) ve Kara Çerkes adlarının birlikte anılması daha önceki yüzyıllarda araştırmacıların Kara Çerkesler adını verdikleri halkın Karaçaylılar olduğu konusundaki şüpheleri de ortadan kaldırmaktadır.

Avrupa kaynaklarında Karaçay adına ilk olarak 17. yüzyıl başlarında rastlanmasına karşılık, Osmanlı kaynaklarında Karaçay adı ilk olarak 16. yüzyılda geçer, Topkapı Sarayı arşivinde bulunan Mühimme Defterlerinin 44. cildinde, 6 Aralık 1582 tarihli, 222 hüküm numaralı bir fermanda, Osmanlı hazinesinin Azak yolu ile Demirkapı-Şirvan'a ulaştırılmasında yardımlarından faydalanılan Karaçay beyi Kaziy oğlu Mirzabek'e hizmetinden dolayı gönderilen hediyelerden söz edilmektedir. Yine Mühimme Defterlerinin 32. cildinde bulunan 10 Mayıs 1578 tarihli, 456 hüküm numaralı bir belgede, tarihte ilk olarak Balkar (Malkar) adı geçmektedir.

Rus kaynaklarında ise Malkar adından ilk olarak 1629 yılında İ.A. Daşkov bahsetmektedir. (Miziyev, 1979) 1629 yılında yurdunun sınırları hakkında Rus Çarına bilgi veren Gürcü-İmeretya Kralı 2. Levan, kuzey sınırlarında dağlı Çerkeslerin yaşadığını belirtmektedir. Bunlar Karaçay-Malkarlılardır.(Miziyev, 1979) Rus kaynaklarında Karaçay adı ilk olarak 1650 yılında geçer. Bu ad GürcistanGürcüstan'da, Mingrel bölgesine giden Rus elçisi Fedot Elçin'in 1649'da yazdığı bir notta Karaçai şeklinde tesbit edilmiştir. (Biciyev, 1978; 226) Tarihi araştırmalar Karaçay-Malkar halknı ancak 15. yüzyıldan sonra Karaçaylı, Malkarlı, Çegemli gibi adlarla tarih sahnesine çıktıklarını göstermektedir. Bu yüzyıla kadar Karaçay-Malkar halkını oluşturan etnik unsurlarla ilgili bilgiler yeterince açık değildir.

Ancak tarihi araştırmalara ışık tutan dilbilim verileri ve arkeolojik-etnolojik araştırma sonuçları Karaçay-Malkar halkının kökeni ile ilgili pek çok sorunun aydınlatılmasında son derece etkili olmaktadır.

Bazı bilim adamları ise Karaçay-Malkar halkının Kafkasya'nın otokton (yerli) halklarından olduklarını ve bunların zamanla dil açısından Türkleştikleri görüşünü savunmaktadırlar. Kanaatimce bu görüşlerin hepsi de gerçek payı taşımaktadır.
Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan eski kavimler arasında Hunlar, Kara Bulgarlar, Alanlar, Hazarlar ve Kıpçaklar başta gelmektedir. Avarlar ve Peçeneklerin de bir dereceye kadar etkili oldukları söylenebilir.

Hun Türklerinin Orta Asya'dan batıya göçerek M.S. 370-375 yıllarında İdil (Volga) Irmağını geçip, Kafkasların kuzeyinde yaşayan Kuban Alanları'nı boyundurukları altına aldıkları bilinmektedir. (Grousset, 1980; 88)

Batı Hunlarının bir kolu olan Bulgar Türkleri'nin 3.-4. yüzyıllarda Kuban bölgesine yerleştikleri anlaşılıyor. (Feher, 1984; 5) Bizanslı tarihçi Diyonysius de Charax Hunların 330 tarihlerinde Kafkaslar'ın güneyine kadar indiklerini kaydetmiştir. Bunlar da Hunlar'ın Bulgar kolu idi. (Kurat, 1972; 12) M.S. 3. yüzyılda yaşayan Suriyeli tarihçi Mar Abas Katuni'ye göre ise Bulgar Türkleri, M.Ö. 149-127 yıllarında Kafkaslar'ın kuzeyinde bulunuyorlardı. (Kurat, 1972; 108) 558 yılında Kafkasya'ya gelen Avar Türkleri, bir kısım Bulgar boyları ile birlikte Balkanlar'da, Tuna bölgesine göç ettiler. 671 yılında liderleri Asparuk komutasında Balkanlar'a giden ve bugünkü Bulgaristan'a adlarını veren Bulgar Türkleri, orada Slav kabileleri arasında eriyip yok oldular.
Kafkasya'da kalan Kuban Bulgar Türkleri ise Alan ve Çerkeslerle yaşamaya devam ettiler. (Avcıoğlu, 1978; 720)
Bizans kaynakları, Bulgar Türklerinin 7. yüzyıla kadar Kuzey Azak Bozkırlarında göçebe hayatı yaşadıklarını ve Han'ları Kubrat'ın ölümüyle dağıldıklarını yazmaktadır. Kubrat'ın büyük oğlu Batbay Azak'ta kalmış, Kotrag adındaki ikinci oğlu Don Irmağı'nın karşısına yerleşmiştir. Üçüncü kardeş Asparuk ise Tuna boylarına göç etmiştir. Azak Denizi'nin kuzey kıyılarında yerleşen Batbay'ın kabilesi, Bizans ve Rus kaynaklarında Kara Bulgarlar adıyla geçmektedirler.

Arkeoloji ile dilbilimin ortak çalışması sonucunda Hun-Bulgar Türklerinin Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan ilk Türk boyu olduğu görülmektedir. Karaçay-Malkar bölgesinde ortaya çıkarılan runik harfli yazıtlar birçok yönden Orhun yazıtlarına benzemektedir. Ancak bu yazıtlar, Orhun yazıtlarından çok daha önce oluşmuş bir yazı sistemini ve Hun-Bulgar Türkçe'sinin özelliklerini yansıtmaktadır.

Karaçay-Malkar dilinin tam bir Kıpçak Türkçe'si özelliği taşıması ve Kıpçaklar'ın yaklaşık ikiyüz yıl kadar Kafkasya ve kuzeyindeki bozkırların tek hakimi olmaları, Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan en önemli unsurun Kıpçaklar olduğunu akla getirmektedir.

Doğu kaynaklarında Kıpçak, Batı kaynaklarında ise Koman (Kuman) adıyla tanınan bu kavim, Rus kaynaklarında Polovtsı şeklinde geçmektedir.

11. yüzyılda Orta Asya'daki İrtiş Irmağı boylarından Uralları aşarak İdil sahasına gelen Kıpçaklar, burada İdil Bulgarları ile karışmaya başlamışlardır. Aşağı İdil boyuna giden Kıpçaklar ise Peçenekler'den boşalan yerleri işgal ederek Kuzey Kafkaslar'da Kuban boylarına kadar inmişlerdir.

1223 yılında Cengiz Hanın orduları ile karşılaşan Kıpçaklar Alanlarla birleşmek istediler. Önce Alanlar üzerine yürüyen Moğollar onları yenerek Kuban kıyılarındaki Kıpçaklar'a doğru harekete geçtiler. Kıpçakların bir kısmı kuzeydeki bozkırlara kaçarken, küçük bir kısmı da öteden beri bu bölgede yaşayan Kuban Bulgarları ve Alanlar'la birleşerek Kafkas Dağlarına sığındılar. Karaçay-Malkar halkının etnik yapısının bundan sonra yavaş yavaş şekillenip tamamlanmaya başladığı sanılmaktadır. Kafkas Dağlarına sığınan Kıpçaklar'ın Alanlar ve Bulgarlar üzerinde bir dil hakimi-yeti kurdukları düşünülmektedir. Çünkü Karaçay-Malkar dili Kıpçakça'nın bütün özelliklerini taşımaktadır.

Karaçay-Malkar halkının temelini oluşturan Bulgar-Alan-Kıpçak kavimleri yüzyıllar boyunca, kimi zaman savaşarak, kimi zaman barış içinde Çerkes, Abaza, Oset, Gürcü gibi Kafkas halkları ile komşu olarak yaşamışlar ve birbirlerinin kültürlerinden etkilenmişlerdir. Sosyoloji ve sosyal antropoloji'de "kültürleşme" kavramı ile açıklanan bu etkileşim sonucunda Kafkas halklarının ortak kültürel değerleri olan giyim, gelenekler, yaşam tarzı, üretim biçimi gibi müşterek unsurlar Kafkas halkları arasında yayılmıştır. Bunlar kuzeyli Türk kavimleri ile Kafkas halkları arasında "kültürleşme" süreci sonunda ortaya çıkan yeni kültürel değerlerdir. Bunların oluşmasında her kavmin, her boyun az çok bir payı vardır.

Karaçay-Malkar halkının etnik yapısı incelendiğinde Khaberdey, Oset, Abaza ve Gürcü-Svan asıllı soyların varlığı dikkati çekmektedir. Bunlar kısa süre içinde tamamen asimile olmakla birlikte, beraberlerinde getirdikleri kültürel özelliklerle Karaçay-Malkar kültürünün zenginleşmesine ve renklenmesine katkıda bulunmuşlardır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, atlı göçebe kültürü ve geleneklerini Kıpçak bozkırlarından Kafkas dağlarına taşıyan eski savaşçı kavimlerin torunları olan Karaçay-Malkar Türkleri, Kafkas kültürünün gelişmesinde önemli rol oynamışlar ve bugün Kuzey Kafkasya halkları arasındaki değişmez yerlerini almışlardır.

 

ABAZİN KÜLTÜRÜ VE EDEBİYATI

Abazinler, kuzeydoğuya doğru yayılarak bugünkü Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ne göç etmeye başlayınca, diğer Çerkes grupları ile daha da yakınlaştılar, hatta bazı bölgelerde kaynaştılar. Deniz kıyısından göç başlamadan önceki çağlarda bile Abazaca ile diğer Çerkes dilleri arasında benzerlik ve akrabalık vardı. Hatta karakter, davranış ve yaşam olarak iki halk grubu benzeşirdi. Her iki topluluğun konuştuğu dillerin aynı kökten oluşu, benzeşme ve kaynaşmayı güçlendirmiştir. Abazinlerin Khaberdey, Abzex, Şapsığ, Bjeduğ gibi Adığe boyları arasına karışarak yerleşmesi sonucu bu yakınlık daha da artmıştır. Abazin dili ile Adığece birbirinden sözcükler, deyimler alarak, birbirlerini zenginleştirerek çağımıza ulaşmıştır. Abazince, Abhazca ile aynı kökten olmasına karşın gelişen Abazin Edebiyatı dokusunu ve tadını Adığe edebiyatına yakın bir biçimde oluşturmuştur. Adığelerin yaşayışı, gelenekleri, giyimi, sözlü edebiyatları, kısacası folklorü, Abazinlerinki ile ayrılmayacak derecede kaynaşmıştır. Özellikle de folklorik değerleri tek bir birlik içerisinde erimiş ve bütünleşmiştir. Bugün bile bu iki halk grubu, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olarak yaşamaktadırlar. Kafkasya'daki durum ile Türkiye'deki yapı benzeşmektedir. Hatta Uzunyayla köylerinde yaşayan her Abazin ailenin bir Khaberdey, Hatıkhuey veya Abzekh ailesi ile kan bağı vardır. Bu bağlar o denli güçlüdür ki, Uzunyaylalılar Adığe olsun, Abazin olsun, "Adığe" sözcüğünü kendilerine genel ad olarak seçmiş ve Çerkes sözcüğünün karşılığı olarak benimsemiştir.

Adığeler ve Abazinler, yüzyıllardan bu yana bir arada, iç içe, iyi ve kötü günleri, acıları, sevinçleri paylaşmakta, birlikte ağlayıp, birlikte gülmektedirler.

Yukarıda da açıkladığımız gibi folklorun her iki grup içinde aynı anlamı taşıması, sözlü edebiyat birliğini doğurmuştur. Destanlar, masallar, atasözleri, deyimler, bilmeceler hep aynıdır. Ancak bütün bu benzerliklere karşın, ayrıntılara inilerek yapılacak bir incelemeden her iki grubun sözlü edebiyatında kimi farklılıkları görmemek olası değildir. Abazin masal ve destanlarında Adığece söylenmiş destanlara göre daha katı, daha yalın bir realizm göze çarpar. Abazin sözlü edebiyatında epik özellik ağır basar. Örneğin; Abazin sözlü edebiyatının ilk akla gelen parçalarından "Khına Yipha Minat Lıwarad (Kına Kızı Minat'ın şarkısı), Mıjıkh Yıwarad (Mujik'in şarkısı), Dziwara şarkısı (Yağmur Duası) ve diğer bilmece, atasözü, destan, tekerleme gibi metinlerde bu epik özelliği hemen izleyebiliriz. Adığe sözlü edebiyatında ve özellikle Khaberdey tekstlerindeki tam anlamı ile retorik sanatı diyebileceğimiz, süslü Huahua geleneği ve söylemde süsleme çabası göze çarpar. Özellikle Khaberdey Halk Destanlarında, duygusal ağırlıklı, süslü ve biçimsel anlatımlar dikkati çeker.

Abazin sözlü edebiyatındaki bu katı gerçekçilik, yazılı edebiyata geçişte üretilen yapıtlarda da kendini belli eder. Abazin dilinin eğitim ve edebiyat dili haline gelmesinde, ilk Abazin yazılı edebiyat yapıtlarının yayınlanmasında, Abazin Kültür ve Edebiyat dünyasının mimarı, büyük eğitimci Tobil Talustan, sözlü edebiyatın bu katı gerçekçiliğini yapıtlarına aynen yansıtmıştır. İlk yapıtlarından olan "Zuli" 1927 yılında yayınlanmıştır. Kitabın bölümleri, "Zuli, Zarila, İşçi ve Çiftçi, Marje, Okul, Warad"dır. Bilindiği gibi genç edebiyatlar genelde "Dram" janrında doğar. Zuli'de de bu gelenek sürdürülmüştür. Bu kitap, Abazin Edebiyatının temelini atmasının yanısıra Karaçay-Çerkes Edebiyatının diğer dillerde yazılan ilk yapıtlarını da etkilemiş ve yönlendirmiştir. Zira Talustan, Karaçay-Çerkes sınırları içerisinde yaşayan tüm Çerkeslere seslenebilmek amacıyla yazdıklarını önce Adığece yazmış, sonra Abazinceye çevirmiştir.

Fransız Edebiyatının temel taşlarından sayılan Malerbe için kendi çağından sonra gelen yazarlar, şiirsel bir anlatımla "Enfin, Malerbe vin" (Nihayet Malerbe geldi) demişlerdi. Bu tümceyi Talustan için de çok rahat bir biçimde söyleyebiliriz. Abazin kültürünün, dilinin ve sanatının büyük ustası Tobil Talustan'la birlikte Abazin Edebiyatı, toprağı çatlatmış ve ilk filizlerini gün ışığına çıkartmıştır.

Tobil Talustan 1879 yılında, bugün Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan Bibardkıt (yeni adı ile Albırğan) köyünde doğmuştur. İlk öğrenimini Arap harfleri ile yapmış, Kur'an'ı hatmetmiştir. 1914 yılında Albırğan medresesine okutman olarak atanmıştır. Din eğitimi dışında, bu medreseyi laik bir eğitim kurumu, halkın eğitildiği bir kültür yuvası haline getirmek için çalışmıştır. Eğitimi üretim aracı olarak kullanmak, yaşamın gereksinimlerini halka öğretmek; tarih, tabiat bilgisi, coğrafya, matematik ve edebiyat dersleri vermek için çalışmıştır.

Kendisine Puşkin, Lermontov, Neguma şora, Kaş'e Adilceri gibi klasiklerin çalışma yöntemlerini önek almıştır. Arap harflerinden adapte ederek Khaberdeyce ve Abazince için alfabeler hazırlamıştır. Ancak bu çalışmaları günümüze ulaşamamıştır. Bu çalışmaları, Çarlık yönetimince kuşku ile karşılanmış ve sık sık yurdundan uzaklaştırılarak sürgüne gönderilmiştir. Çalışmalarını 1915 yılında, Teberda kentinde toplanan Eğitim Kurultayına bir bildiri halinde sununca büyük bir tepki ile karşılaşmıştır. Kurultayda, çoğunluğu oluşturan din adamlarının saldırısına uğramış, linç edilmekten kendini zor kurtarmıştır. Sürgünden gizlice kaçıp yurduna döndükten sonra kırlarda, ormanlarda gizlenerek çalışmalarını sürdürmüştür. Ormanların kuytu köşelerine toplayabildiği gençleri okutmaya devam etmiştir.

Çarlık yönetiminin yıkılışından sonra köyüne dönerek modern ve çağdaş anlamda bir okul kurmuş ve çalışmalarını orada sürdürmüştür. Talustan gibi Abazin ve Adığe gruplarının hepsine birden yararlı olmaya çalışan kişilere az rastlanır. Abhaz Yazarı Gulya, Oset Ozanı Kosta, çağdaşı olan Ts'ağue Nuri ve Şocents'ık'u Ali yalnız kendi dillerinde ürün verdikleri halde Tobil, Adığe-Abazin gruplarını ayırmadan hepsinin eğitim ve ulusal kültürünün gelişimi için çalışmıştır. Khaberdey ve Çerkes bölgelerinde kullanılmakta olan Abazin ve Khaberdey alfabelerinin bugünkü düzeye ulaşmasında büyük emeği vardır.

İlk okuma kitapları, şiirler, şarkılar, destan derlemeleri, bilimsel araştırma ile ilgili kitapların hazırlanmasında önderlik etmiştir. Rus klasiklerinin halkının diline kazandırılmasında büyük katkıları vardır. 1927 yılında "Anadil", 1929-1930 yıllarında "Yeni Yaşam", "2.Sınıf Okuma Kitabı", 1932 yılında "Yeni Yol Okuma Kitabı", 1933'te "Köy Okulları İçin Alfabe", 1933-1936 yılları arasında "Yetişkinler İçin Alfabe ve Okuma Kitabı" onun ilk ürünleridir. Okul kitapları dışında yukarda sözünü ettiğimiz "Zuli ve Zarila" piyesleri Abazin yazılı edebiyatının ilk örnekleridir. Bu yapıtta özellikle 1920'lerden önce, eğitim görmemiş, kişiliği oluşmamış, ekonomik bağımlılığı olan, erkeğin elinde nerede ise ticaret metaı haline gelen, başlık kurumunun tutsağı olmuş, katı ve çağ gerisinde kalmış geleneklerin baskısı altında ezilen Çerkes kadınının acıklı durumu vurgulanmıştır. Aynı yapıtın Zarila bölümünde ise, eğitim görmüş, haklarının ve ödevlerinin bilincinde olan, başlık verilerek alınmamış, sevgi ve saygıya dayanan bir evlilik yapmış, kocası ve ailesi tarafından saygınlığı kabul edilmiş, mutlu bir Çerkes kadınının toplumdaki yeri ve topluma sunduğu hizmetler anlatılmıştır. Biraz önce sözünü ettiğimiz gerçekçi anlatım, bu yapıtta açıkça izlenebilmektedir. Talustan'ın çağdaşı olan Şocentsıuk Ali'nin Khaberdey Edebiyatının ilk ürünlerinden sayılan yapıtlarında gerçekçiliğin yanısıra sözlü Adığe edebiyatının özelliği olarak kabul ettiğimiz süslü anlatımı dantel gibi işlenmiş olarak görmekteyiz. Bu anlatımın en güzel örneği ise Ali'nin (Poem) romanı Kambotre-Latsere (Kambot ile Latse)'dir.

Abazin Edebiyatındaki yalın ve gerçekçi üslup, Talustan sonrası ürünlerde de süregelmiştir. Tobil İsmail aynı biçim ve geleneği "Azamat, Dağların Karanlığı, Dağlardaki şafak, Dağlardaki Aydınlık" adlı romanlarında sürdürmüştür. Jır Hamid bu biçim ve özelliğe bağlı kalmakla beraber, Adığe öykülerinde olduğu gibi, Abazin hikaye ve romanlarında da süslü anlatımın öncülerinden olmuştur. Bunda, belki de Jır Hamid'in Khaberdey dilini yazı dili olarak çok iyi bir biçimde kullanmasının da etkileri vardır. Bu insan sevgisi ile yoğrulmuş yazar, Talustan' dan sonra Abazin Edebiyatının ikinci temel taşıdır. Talustan'ın işlevini, kaldığı yerden o sürdürmüştür.

Jır Hamid 1912 yılında, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan Huıj Du (Büyük Huıj) köyünde doğmuştur. Talustan'ın önce öğrencisi, sonra iş arkadaşı olmuş, onun çalışma ve edebiyat geleneğini sürdürmüştür. Başlıca yapıtları "Özgürlüğü Olmayan Kadınlar, Oğlunun Kahramanlığını Anaya Göstermediler, Küt Burunlu Prens, Mutlu Karşılaşma, Doğru Yoldan, Yeni Deniz, Toprağımın Halkı, Ateşten Diken" ve öldüğü 1972 yılında yayınlanan "Güneşin Uyandırdıkları" başlıca yapıtlarıdır. Bunların dışında "Çerkes Khapşı", "Alaşara", "Oşhamahue", "Novi Mir", "Literaturnaya Moskovskaya" gibi gazete ve dergilerde de Abazince, Khaberdeyce ve Rusça olarak yüzlerce makale, öykü ve araştırmaları yayınlanmıştır.
Abazin Edebiyatının ikinci kuşak yazarlarından Thayts'ıxu Bemırza, Jır Hamid'in 60. Doğum yılı anısına basılan "Amara Yanarçıkhakuaz" (Güneşin Uyandırdıkları) adlı yapıta yazmış olduğu ön yazıda bu büyük yazarı bakın nasıl tanımlamakta;
"Kitabın satırları ile, harfleri ile halkına bilgi, kültür, uygarca ve insanca yaşam mesajı götürebileceğine inanan ve varlığını bu yola adayanlardandır, büyük yazarımız Jır Hamid, Huıj Du Köyü kırlarında düzgün pulluk çizgileri ile halkın üretim savaşına önderlik eden bu büyük insan, kalemi ile de halkın yaşamına doğru ve kestirme yollar çizmiştir."

Jır Hamid'in uyarıcı, yol gösterici sıcak sesinin, sevecen elinin uzanmadığı kimse kalmamıştır. Kafkasya'dan uzakta, başka kentlerde ve ülkelerde eğitimini sürdüren Kuzey Kafkasyalı gençlerin vatan özlemini gidermek, kendi öz kültürlerine bağlı kalmaları, ona yabancılaşmamalarını sağlamak için çıkartılan her gazete sayısı, her kitapçık Jır Hamid'in elleri ile postalanmış bu gençlere... 1971 yılının Kasım ayında yazmış olduğu bir mektubunda bakınız neler söylüyor: "Halkımız sayısal açıdan azdır, küçük bir toplumdur. Bu nedenle kendi öz kültürüne bağlı oldukça güçlü olabilir. Uzak kentlerde eğitim yapan, Kafkasya dışında başka ülkelerde, özellikle Ortadoğu ülkelerinde yaşayan delikanlılarımız, kızlarımız, vatanı özledikçe bu küçük kitabımızla, gazetemizle konuşsunlar. Yayınlarımız kesintisiz ulaşmalı onlara, en büyük amacım budur... Sevgili küçük kardeşim, yüzünü henüz görmediğim değerli Özdemir, o eski, köhne Abazin dünyasını aydınlığa çıkaran pencereyi açan büyük Thamademiz Tobil Talustan'ı okuduğunu yazıyorsun... Çok sevindim. Umarım Talustan'ın Sosrıkhua misali, getirdiği aydınlığın ışıkları ile yıkanırsın, beslenirsin..." Yine Thayts'ıxu Bemırza, onun ölümü üzerine bakın neler söylüyor: "Hamid, yaşamımızdan çekilmedi; yüreğini, aklını, parça parça halka bölüştürdüğü için kalbi durdu. Kanı kurudu. Abazin halkı sonsuzluğa dek onun ismini anacak, kitaplarını okuyacak, yapıtlarından gurur duyacaktır."

Abazin Edebiyatının ikinci kuşak yazarlarının yapıtlarını tek tek tanıtmak, hepsini bu kitaba sığdırmak olanaksızdır. şimdilik isimleri ile tanıtmakla yetineceğiz. Jır Hamid, Tseykhua Basarbiy, Tobil İsmail gibi Talustan'ın ilk öğrencilerinden sonra, aynı edebiyat geleneğini sürdüren ve büyük romanlar veren Cıguatan Kali, Ozan ve Yazar Thaytsıukh Bemırza, Agırba Cemalettin, Brat Kuşuk, Tanbiy Ali, Lağuç Cemalettin, Ç'ık'ıt'u Mikael, Tlabıça Mira, Dağujey Muhammet, Şhay Katya, Agaçe Muhammet, Meremkhul Alimırza, Pışmaxue Abubekir, Şarmat Maharbiy ve şu anda adlarını sayamadığım sanatçılar Abazin dilini işleyerek sayısız şiir, tiyatro yapıtı, roman, öykü ve benzeri edebiyat yapıtlarını vermişlerdir.

Bu arada T'ıgu Vladimir, Adzınba Nazir, Tobil Melbahue Nuriye, Khılış Rauf, Yekba Nazir, Meremkhuıl Vladimir gibi gramer, sözlük çalışmaları, destan derlemeleri, pedagojik yapıtlar yayınlayan yeni kuşak yazarlar da Abazin Edebiyatının daha da gelişmesi ve kökleşmesi için sağlıklı adımlarla kendilerinden önce gelen sanat adamlarının yolunda ilerlemektedirler.

KAYNAKÇA
- Bu yazının hazırlanmasında, DOROGOY Sçastya (Sbornik Proyzuedeny Abazinsky Autorov - Çerkessk 1975) adlı derleme yapıttan büyük ölçüde yararlanılmıştır.
- Tığu Vladimir; Abaza Literatura Aşakugılara - Çerkessk 1966.
- Hamid Jirov; Razbyjennie Solitsem - Çerkessk 1972.

“Dünden Bugüne Kafkasya” kitabından ve www.kafkasfederasyonu.org'dan alınmıştır.

Bir önceki sayfa | Yukari dön
FEDERATION Of EUROPEAN CIRCASSIANS